|
Makberwrote:
Ümmü Rafi'(Radıyallahu Anh) dan rivayet edilmiştir ki,bir kere o:''Ya Resulallah! Bana öyle bir amel öğret ki, Allah-u Teala bana o sebeple mükafat versin''dediğinde,
Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu:''Ey Ümmü Rafi'! Namaza kalktığında, on kere Tesbih et (Sübhanallah de), on kere Tehlil et (La ilahe illallah de), on kere hamdet (Elhamdülillah de), on kere tekbir et (Allahuekber de), on kere de istiğfar et (Estağfirullah de), zira sen on kere tesbih ettiğinde, Mevla Teala:'Bu benim içindir.' buyurur. Tehlil ettiğinde:'Bu benimdir.' buyurur. Hamdettiğinde:'Bu bana aittir.' buyurur. Tekbir ettiğinde:'Bu bana mahsustur.' buyurur. İstiğfar ettiğinde ise:'Seni affettim.' buyurur. (İbni Sünni,Amelül yevmi velleyle:42 H.No.107) "RABBİM böyle mübarek günler ve geceler hürmetine ümmet-i muhammedin kurtuluşuna vesilekılsın KURTULMUŞLARDAN olmanız duası ile CUMANIZ MÜBAREK OLSUN esselamu aleykum .
1 day ago
|
|
|
Hasret Gülleriwrote:
İŞTE SABAH ...
Lal dudaklı bir sevgili zaman seni alnından öpüyor Her şafak gözlerini açtığında yerde buluyorsun kendini işte bi kez daha varsın Bikez daha var edilmişsin işte Elinden tutuyor zaman Taze bir güne yolculuyor seni sevgili Kendini unuttuğun yerde yeniden hatırlanıyorsun Kendini unutturduğun demde yeniden insan oluyorsun Uyanıyorsun ete kemiğe büünüyorsun insan oluyorsun... Anlaki sen kendine ait değilsin Bir göz kapağının ardında yitebilirdin Gecenin koynunda sevdiklerinden kopabilirdin, Zaman nehri ayırabilirdi,beni benden canı bedenden... Pek zayıfsın,pek kolay inciniyorsun Seni yaralayan ne çok şey var Kanadı kırık kuşlar önce senin kanadını kırıyor Düşen yapraklar önce senin yüreğine hüzün düşürüyor Hüznün için bin bir bahane var Uçurumlar önce seni yutuyor Hep dağların ardına savruluyorsun Kerem seni arıyor,aslı sana özeniyor Leyla çölde seni bekliyor,mecnun sana ağlıyor Zaman seni senden alıyor Sürekli uçurumlar açıyor önünde Yangınlar sunuyor göğsüne Dağlar dağlardan uzaklaşıyor Kalpten kalbe çöller büyüyor Hayır...hayır elin birşeye yetişmiyor Parmaklarının arasında dökülüyor an ömrün sevdalarına yetmiyor öyle ki... Her an ayaklarına batan cam parçası gibi kanatıyor seni Yüreğini kanatıyor,acıtıyor Bak vakit sabah,taze gün seni bekliyor Ama yüklerin ağırlaşacak bil,belin bükülecek Dünya seni çağırıyor,ömrün azalacak,zaman tenini yoklayacak, Ruhun sıkılacak şimdi şu halde elini eline veren,güneşi sabaha gönderen Yağmurları alnına değdiren,sonsuz kudret sahibine Halini arz etmeyecekmisin... şimdi şu halde... En ince dertlerini bilen,belli belirsiz fısıltılarını işiten içinin ve içini bilen,sonsuz rahmet sahibinin huzuruna varıp içini dökmeyecekmisin.... Bak seni bekliyor sevgilin... Yangınını ona sunsan,bütün yangınlar söner Gözlerini ona açsan,bi de onunla yansan Alnına serinliğini dokundursan,yaralarını onunla kanatsan Onunla ağlasan… Ağla,ağla ki göz yaşlarına tek kanıt olsun Ağlaki sevdalarını onun başucuna toplayasın Aşklarını toplasın alnında Ağlayasın,ağla! Ağla ki kanayan kalbinden sızılar vursun yüzüne Ellerin sevgilinin yüzüne koşsun Dağ dağa kavuşsun Yüzler yüzlere baksın Sular sularda boğulsun Yüzün sevdiğinin yüzünde kalsın Ağla,ağla ki zaman sana kalsın Zaman içinde kıvrım kıvrım yol olsun sonsuzluğa uzansın Ağla göz yaşın yüzünü yıkasın Haydi sevgiline koş,gecenin örtüsü dağılsın şafağın saçları dökülsün,bütün küsmeler küsüşsün Yalnız kalsın kavga kavgaya,tutuşsun,kalbinden vurulsun Hüzün hüzne bölünsün,azalsın sıfırlansın Ağla ağla ki,gurbet gurbeti gurbete göndersin Ağlaki gözünün yaşı ırmağa kavuşsun işte sabah,zamanın nehri göğsüne sokuluyor Anlamını sende arıyor varlık Yüzünü yüzünün ianesinde seyrediyor Alnına RABBiN ışıklar dokunduruyor işte seccaden alnını öpmeye geliyor Secdeler seni uçurumlardan uçuruyor Sevgilinin diyarına taşıyor Anla artık anla! Ağla hilal dudaklı bir sevgili yolunu gözlüyor Zaman seni sensiz kılıyor Namaz seni sen kılıyor Namaz insanı insan kılıyor Namaz insanı kılıyor Namaz insanı insan kılıyor….. Kanadı kırık kuşlar gibisin,mecnun sana ağlıyor Bülbül seni her gün gülden soruyor Kanadı kırık kuşlar gibisin,mecnun sana ağlıyor Zaman seni senden çalıyor… Ağla yüreğinle,ve ağla göz yaşın sana ağlıyor… HAYIRLI SABAHLAR DOSTLARIM ,... ALLAH'IN RAHMETİ ÜZERİNİZE OLSUN İNŞAALLAH ...
Sept. 29
|
|
|
Hasret Gülleriwrote:
Vareden'in adıyla insanlığa inen Nur
Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından Toprağı kirlerinden arındırır bir yağmur Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından Rahmet vadilerinden boşanır ab-ı hayat En müstesna doğuşa hamiledir kainat Yıllardır bozbulanık suları yudumladım Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Hasretin alev alev içime bir an düştü Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü İhtiyar cübbesinden kan süzülür Nebi'nin Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla Evlerin anasına dikilir yeşil bayrak Yeryüzü avaredir, yapayalnız ve kurak Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım Heyula, bir ağ gibi ördü rüyalarımı Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe Her sayfada talihsiz binlerce kurban düştü Bir güzide mektuptur, çağların ötesinden Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına Yayılır o en büyük muştu, pazartesinden Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin Sükutu yar, sevinci dualar kadar derin Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mazide Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sensiz kaldırımlara nice güzel can düştü Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar Mutluluk nağmeleri işitirler Hıra'dan Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri Paramparça, ateşler şahının hayalleri Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım O mücella çehreni izleseydim ebedi Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Sarardı yeşil yaprak; dal koptu; fidan düştü Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü Katil sinekler deldi hicabın perdesini İstiklal boşluğuna arılar nadan düştü Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin Ebedi aşka giden esrarlı yollarında Senden bir kıvılcımın, süreyya bir şulenin Tarasaydım bengisu fışkıran kakülünü On asırlık ocağın savururdum külünü Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü Sana meftun ve hayran, sana ram olanlara Bir bela tünelinde ağır imtihan düştü Badiye yaylasında koklasaydım izini Kefenimi biçseydi Ebva'da esen rüzgar Seninle yıkasaydım acılar dehlizini Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Haritanın en beyaz noktasına kan düştü Kırıldı adaletin kılıcı; kalkan düştü Mahkumlar yargılıyor; hakimler mahkum şimdi Hakların temeline sanki bir volkan düştü Firakınla kavrulur çölde kum taneleri Ahuların içinde sevdan akkor gibidir Erdemin, bereketin doldurur haneleri Sensiz hayat toprağın sırtında ur gibidir Şemsiyesi altında yürürsün bulutların Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların Devlerin esrarını aynalara sorsaydım Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü İlkin karardı yollar, sonra heyelan düştü Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir Yıldırımlar parçalar çirkefin gölgesini Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir Yağmur, birgün kurtulup çağın kundaklarından Alsam, ölümsüzlüğü billur dudaklarından Madeni arzuların ardında seyre daldım Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Şehirler kabus dolu; köylere duman düştü Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali Hazindir ki, dertleri aşmaya umman düştü Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur Sensiz doğrular eğri, beyaz bile karadır Sesini duymayanlar girdabında boğulur Ana rahminde ölür sensizlikten bir cenin Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin Saatlerin ardında hep kendimi aradım Bir melal zincirine takıldı parmaklarım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü Ay gibisin; güneşler parlıyor gözlerinde Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin Mekanın fırçasında solmayan resim senin Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü İniltiler geliyor doğudan ve batıdan Sensizlikten bozulan dengeye ziyan düştü Islaklığı sanadır ahımın, efganımın İçimde hicranınla tutuşuyor nağmeler Sendendir eskimeyen cevheri efkarımın Nazarın ok misali karanlıkları deler Bu değirmen seninle dönüyor; ahenk senin Renkleri birbirinden ayıran mihenk senin Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü Beynimin merkezine ölümsüz ferman düştü Silindi hayalimden bütün efsunu ömrün Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü Nefesinle yeniden çizilecek desenler Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler Anneler çocuklara hep seni içirecek Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin Sana mü'mindir sema; sana muhtaçtır zemin Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım Senin için görülen bir düş de ben olsaydım Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım Nurullah Genç
Sept. 27
|
|
|
Hasret Gülleriwrote:
Yönelememek Sana içten bir aşkla,
Canım yanıyor ya Rabbel Alemin, Bir sızı var anlayamadığım, Canım yanıyor Ya Erhamerrahimin Adını koyamadığım, Bugün gitmek istedim buralardan..! Sana yakın olmak için,uzakları yakın yapabilmek için, Çıktım viran şehrimden; daha fazla gidemedim nedense, Bir yağmur başladı sessizce, ER-RAHİM diye fısıldadı paramparça olan yüreğime, İrkildim Ya Rabbelalemin, rahmetine kavuştur beni, Sonra yürüdüm içimde bir ses anlayamadığım, Bir güvercin gördüm sırılsıklam, EL-CELİL dedi içimdeki sese, Ne büyük.ne Yücesin; Yüceliğinle derman ol derdime, Islandım, yorgunum birde acı var içimde nereye baksam seni gördüm Bir çocuk tebessümünde, bir yaprağın vedasında mevsime, MALİKÜ'L-MÜLK tecellisini gördüm kara bulutların içinden doğan güneşte..! Sen her şeyin tek sahibi 'ım, İçimde bir uçurumken hayat, üstelik çıkmazdayken dar sokaklarım EL-MÜHEYMİN sesi kulağımda, Sen aciz kullarını unutmayan, hep gözeten 'ım, yardım et bu kuluna, Savruluyorum, nereye gitsem bilmiyorum, bir dağa bakıyorum bir mahlukata..! Hepsi rükuda, hepsi kıyamda..! Çiçekler, otlar, toprak secdede..! En küçük mahlukat zikirde, insanlık ise gaflette...! YA HÂLIK diyor tabiat; adem ise hüsranda, azapta...! Ey incelik, lütuf sahibi EL-LATİF Ey kusurlardan münezzeh KUDDÜS Ey adalet sahibi EL-ADL Ey büyüklük sahibi EL-AZİM Ey merhamet sahibi ER-RAHMAN Nereye baksam, nereye dönsem sen tecelli ettin, Bir tek insanlıkta görmedim huşu ile yakarış, Her şey Sen'de yaşarken; İnsanlık nefsinde ölmüş Her yer Sen'de iken, insanlık her yerde viran olmuş, Bu viran şehirde, divane dünyada yalnız bırakma bizi UTANIYORUZ RAHMETİ GENİŞ ALLAH'ım (c.c.)...!!! Bizi bize bırakma ALLAH'ım (c.c.)...!!! "ben beni bıraktığım zaman, SeN (c.c.) beni bırakma ALLAH'ım (c.c.)"
Sept. 26
|
|
|
Ey inananlar! ALLAH'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen Odur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH , müminlere karşı çok merhametlidir. Ahzap-41/43
Sept. 22
|